Rüzgar Enerjisi Türbinleri Üretimi

Rüzgar Enerjisi Türbinleri Üretimi
  • 10-06-2013
  • Teknoloji
  • Ziyaret: 2255
  • Son Güncelleme: 23-12-2013

1973 yılındaki enerji krizinin yarattığı şok ve sonrasında, genelde yapılan tüm girişimlere karşın, enerji üretim ve kazanım tekniğinde radikal iyileşmeler olduğu söylenemez. Ancak esas değişiklik toplumsal boyutta olmuştur. İnsanlar kendilerini, o zamana kadarki yaklaşımlarını, tekrar düşünmek zorunda hissetmişlerdir. En büyük bilinçlenme ise, Fosil-Enerjiler denen kömür ve petrole dayalı enerji üretim kaynaklarının sonsuz olmadığının Dünya çapında yaygın kesimde farkına varılmasıdır. Artan refah seviyesi-ne paralel, değişen çevre şartları sonucu artan çevre sorunlarıyla birlikte gelişen bilinçlenmeye paralel olarak Yenilenebilir-Enerji konusu önem kazanarak Ar-Ge çalışmalarının teşvik edilmesi ve artması sağlanmıştır. 1974-85 yılları arasında oluşan ve gelişme-ye başlayan "Yeşil” hareket, politik sahnedeki geçici zannedilen yerini, diğer politik grupların tüm küçümseme, hatta karalama çabalarına rağmen, kalıcı ve gittikçe yaygınlaşarak ve güçlenerek almıştır. Günümüzde artık teknikte ileri ülkelerin tüm partilerinin programlarında, o zamanlar küçümsenen ve reddedilen yeşil hareketin çevre ile ilgili istem ve önerileri, hatta kurulan Yeşiller Partilerinin program maddelerinin, neredeyse bire bir bulmak en normal, olağan şeydir. 

Yenilenebilir-Enerji denince akla haklı olarak ilk önce Rüzgar Enerjisi ve Votovoltaik-Enerji kazanımı gelir. Bu konuda 1980’li yıllarda özellikle Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinde başlayan ve gittikçe yoğunlaşan çalışmalar, teşviklerin de yoğun bir şekilde artmasıyla ve gerekli kanuni alt yapının da hazırlanarak yürürlüğe girmesiyle ivme kazanmıştır. Hazırlanan kanuni alt yapı çerçevesinde; üreticisi her kim olursa olsun, yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerjinin fazlasının veya tamamının belirli, mini-mum bir birim fiyat ile, o güne kadar bu dalda hiçbir yatırım yapmayan, ama tüm gücü ellerinde tutan büyük enerji üreticisi, dağıtıcısı ve sunucusu devlerin satın alarak şebekelerini bununla da beslemelerini kanunen zorunlu kılınmış ve yenilenebilir kaynak kullanarak enerji üretenlere de büyük her türlü destek sağ-lanmıştır.

Bu nedenledir ki, günümüzde yerküremizin en eski enerji kaynağı olan Rüzgar-Enerjisi, hatırı sayılır bir teknik olgunluk seviyesine ve uygulama safhasına ulaşabilmiştir. Artık sorunlar ön-celikle teknik değil, sosyal ve de özellikle de yer, alan sorununa dönüşmüştür. Öyle ki ekonomik bakımdan yeterli rüzgarın olduğu, "yer” sorunu, günümüz Avrupa ülkelerinin ana sorunu haline gelmiştir. İşte bu nedenledirki, özellikle Orta Avrupa ülkelerinde yeni RES-Parkları artık Offshore denen deniz üzerinde kurulu devasa tesislere dönüşmekte, karada ekonomik üst sınır olarak tanımlanan 100m kule yüksekliği artık aşılmış, bir üst sınır da kesin olarak henüz tanımlanmamıştır. Buna paralel şirketler, kendilerine başka hedefler ve hedef ülkeler tanımlayarak, bu konuda oluşan üretim kapasitesini, kendine yeni karlı yerler, ülkeler bularak artırmayı yeni stratejilerinin bir parçası olarak tanımlamışlardır. 

Bu bağlamda günümüz rüzgar enerjisi sistemlerinin başlıca tek-nik sorunlarından bazılarını; tesis üretim ve kurum aşamasında, gereken teknik sistemlerin çok büyük boyutları, ağırlıkları, kuru-lum alanlarındaki jeolojik ve lojistik sorunlarıyla karşılaşma, bun-lara çözümler üretme olarak özetlemek mümkün. Bu branş ar-tık tek bir elden her şeyin yapıldığı devasa üretici şirketlerin yeri-ne, her birinin konusunun uzmanı olduğu, bağımsız kalıcı part-ner şirketler topluluğu olduğu gözlenmekte. Yani bir tarafta üre-ten, kuran ve işleten devler, ama bu sistemlerin ana komponent-lerini, alt sistemlerini bu devlere sunan taşeron daha küçük uz-man şirketler… Bu dağılımın ve partnerlik kavramının getirdiği en büyük avantaj, muhakkakki devlerin hantal yapısının esnek-leşmesi, reaksiyon sürelerinin azalması, daha ekonomik maliyet-ler ve buna rağmen kompatibilite sorunlarının minimize edile-bildiği bir yapı şeklinde özetlemek gerekir. 

Bu branşın piyasasına hizmet ve ürün sunanlar, üretim aşamasındaki bu sorunları uygun teknolojiler ve tesis teknikleriyle aşmak zorundadırlar. Bunun sonucu olarak ta, ülkemizde hala daha var olan "Her şey basit, biz kendimiz her şeyi daha ucuza yaparız”gibi garip ve tamamen yanlış olan zihniyet yerini, teknikte ileri ülkelerde en basit parçanın bile, işinin ehline bırakıldığı partner şirketler kümesine dönüşmüş, piyasanın ve işin doğası gereği, yeni ve doğru bir yaklaşım geçerlilik kazanmıştır. Artık buradaki ana düstur "daha ucuza nasıl üretirim?” sorusuna yanıt çözümler değil, "En iyisini, daha ucuza üretmek, en verimlisi, en efisiyentini seçerek, karın artırılması …” prensibidir.

 

Bu bağlamda bir örnekle aktarılacak olursa; Rüzgar-Enerjisi mekanik sistemlerine özgü örnek teşkil eden bir istem: bu sis-temlerin ekonomik ömrü olan 20 yıl içerisinde minimum bakım onarım ve 20 yıl boyunca korozyonun etkilerine karşı dayanıklı-lık ve fonksiyonel kalıcılıktır. Bu kriterin sağlanması kaçınılmaz şarttır. Yoksa yüzey işlem branşına sadece RES kule ve gondolu, kanatları güzel, hoş ve sempatik renklerle görünsün diye milyon-larca miktar para yatırılmamaktadır.

Güneş-Enerjisi Sistemlerinin Çevrenin Olumsuz Etkilerine Karşı Korunmaları

Boya Sistemleri Yukarıda aktarılan üretici sorunlarının en önemlisi çevrenin olumsuz etkisiyle oluşan korozyondur. Korozyona karşı ciddi-yetle alınan etken tedbirlerle sorunsuz ömür (min. 20 yıl) sağla-nır. Bu konudaki laubalilik, sistemin sinsice ilerleyen zamansız ölümcül hastalığının tek sorumlusudur.

Sağlıklı ekonomik ömür, sistemin ana elemanlarının (kule, gon-dol gibi çelik yapıların ve kompozit kanatların, diğer benzeri yapı gruplarının) daha üretim aşamasında güncel yüzey tekniklerinin (state of the art) titizlikle uygulanması ile mümkündür.

Korozyon gibi çevrenin olumsuz etki, tahribatına karşı korunma, günümüzde obje yüzeylerinin organik örtü maddeleri, yani or-ganik boyalarla örtülmesiyle sağlanmaktadır.

Yukarıda aktarılan bu istemleri yerine getiren güncel organik bo-yalar; genellikle Epoksi-Reçine bazlı (EP), Poliüretan-Reçine bazlı (PUR), Akril-Poliüretan reçine bazlı (PUR) boyalardır.

Bu boyaların solvent oranları normal ve/veya azaltılmış düzey-de, içeriğindeki katı madde oranları genellikle normal sanayi bo-yalardan daha fazla olan, ağır korozyondan korunma boyala-rı diye nitelendirdiğimiz, boya türleridir. Bu boyalara son 10-20 yılda, solvent oranları kısmen azaltılmış "Hi-Solid Sistemler” adlı, katı madde oranları arttırılmış yeni bir boya nesli de katılmış-tır. Bu boyalar DIN/TS EN ISO 12944 standardında da tanımlanmıştır


 

tanımlanmıştır. Yeni sayılan bu standartın uyarlandığı kaynak ise, eski DIN 55928 ve kısmen de Federal Alman Demiryollarının (DB) Stan-dardı olan TL-918300-T-2 isimli standarttır. Verilen son standart; Avrupalı yapısal çelik üreticileri ve demir yolu yapısal çelik üreticilerince doğrudan ve dolaylı olarak oldukça sık kullanılır. Avrupada bu branş için sunulan çoğunluk organik ve anorganik bo-yalar, verilen TL Standardına uygundur. Bu standart, hemen he-men tüm Avrupa ülkelerinin benzer kurumlarınca da üstlenil-miş ve kısmen de kendi kurumsal ve ulusal standartlarına uyarlanmıştır. Bu boyaların uzun ömre sahip olması gereken yapısalçelik ürünler branşında ana tercih nedeni ise, Federal Alman Demiryolları’nın ilgili Ar-Ge ve vize emstitülerinin, dairelerinin elinde Dünyanın en uzun süreye sahip olan devasa bir referens arşivinin, referans veri bankasının bulunmasıdır. Kanıtlanmış ömür süreleri, pek çok ürünün olmazsa olmazıdır. Ancak koruyucu tabakaların, organik boyaların verilen –teorik koruyucu ömürleri, sadece 12, çeşitli ilave matematiksel ve ista-tistiksel modellerin de yardımı ile, ancak 15 – 17 yıl teorik ömür olarak hesaplanabilir, tanımlanabilir. Bu sürenin ötesi ise, sadece şifahi iyi niyet ve iddia düzeyinde, kimyasalın üreticisi tarafın-dan hiçbir garantinin verilemediği kalitatif bir deyim şeklinde-dir. Kaldıki organik boya üreticileri bu süre zarfı için bile, resmi yazılı bir garanti vermezler. Dolayısıyla, pratik uygulama sonucu dış atmosfer etken şartlarındaki teorik ömür, sadece ve sade-ce yapılan laboratuvar testlerinde elde edilen, kullanılacak seçi-len ürününün, kendi ve/veya benzerinin referens veriler ile karşılaştırılmasıyla elde edilen göreceli bir değerlendirmeden öte-ye geçmemektedir. Bu nedenledir ki, eldeki referensler en değerli varlıklar, bilgiler durumundadır. Bunun ne anlama geldi-ğini, en güzel şekli ile bir yapısalçelik bir demiryolu köprüsü ile aktarmak yararlıdır: bu yapısal çelik koprü için geçerli ana standardlar DS-804 ve EC-3’tür. Orada ise ana taşınmazın ömrü 110 yıl (eskiden DS804’e göre 80 yıl), küçük demir/çelik aksam olarak tanımlanan parçalar için ise 35 yıl olarak tanımlanmıştır. Buna ilaveten, eskiden ulaşım hattının gereken süre için kapatılarak ge-rekli bakım-onarım çalışmalarının yapılması normal iken, günümüzde genellikle özelleştirilmiş olan işletme yükümlüsü şirketler, hattın ya kapatılmaması, ya da teknik olarak mümkün olan minimum fonksiyon kısıtlamasını, en kısa süre için ekenomik iş-letme kuralı olarak şart koşmaktadır. Değerler öok daha küçük te olsa, benzer istem de RES yapısal çelik aksamı için, ekonomikliğin şartı olarak geçerlidir; ">20 yıl ekonomik ömür boyu kesintisiz işletme!” Bir başka aspekt; bu tip yapısal çelik ürünlerinde kullanılan mo-dern malzemelerin ana üretim entegrasyon metodu kaynaklı bağlantılardır. Entegrasyon ve modern şekil verme metodları-na uygunluk ve de minimum malzeme sarfiyatı, kullanımı, yani sonuçta ortaya çıkan mümkün olan en ince cidarlı yapılardır. Fa-kat modern çelik malzemeler, eskinin "Yumuşak Çelik” (Soft Ste-el/Flussstahl) cinsleri gibi, yüksek oranda karbon, kükürt ve fos-for… içermedikleri için, korozyon dirençleri de çok daha düşük-tür. Yani istemlerle, teknik yapılabilecekler, realite birbirine ta-ban tabana zıt, tamamen kontrer/aykırıdır! İşte bu nedenledirki, aradaki bu açığın, farkın yüzeyin korunma-sı ile kapatılması gereklidir. Yüzey-İşlemler, yüzeylerin çevrenin olumsuz etkilerine (ör.: korozyon) karşı korunmaları, günümüz-de eskiden olduğundan çok daha önemli, çok daha hassas bir konu konumundadır. Günümüzde bunlara ilaveten, üstüne üst-lük bir de dekoratif istemler önem kazanmıştır. Hiç kimse ör.: Bo-ğaz köprüsünün, teknik nedenlerden ötürü, en olmaz çirkin, söz gelişi kahverengi bir renk ile kaplanmış görsellikte olmasını ka-bullenmek istemez. Tesis Tekniği Tarafı Korozyon etkisine karşı, sistemin bakım-onarım gerektirmeyen veya bu zahmetin asgari olması, uzun ömür istemi; ancak koru-yucu boyaların uygulamadaki teknik istemlerinin de yerine ge-tirmesiyle mümkündür. Örneğin yüzeyi düzgün hazırlanmamış bir yapısalçelikte dünyanın en iyisi ve en pahalısı addedilen boya bile gerektiği gibi yapışmayacak, yüzeye iyi tutunamayacaktır. Bu işin fiziksel doğası sonucu böyledir. Unutmayalım ki, evren-sel fizik ülkemiz için de geçerlidir. Bu v.b.g. yapıların kullanım ko-şulları, üretim sırasındaki minimum laubaliliği bile affetmeyecek dar tolerans sınırlarındadır. Rüzgar-Enerjisi üretim sistemlerinin büyük boyutları ve yüksek ağırlıkları, uygulama ortamlarında da üreticilerin yeni konseptler ve uygulama şartları yaratmalarını zorunlu kılmıştır. Bir de artık bu ve benzer branşlar, sert küresel rekabet ortamında, en efek-tif ve yüksek debi ile üretebilmeyi, "daha iyiyi, daha uygun fiyatla üretebilmeyi” karlılık prensibi olarak yeni keşfetmişlerdir. Branşın dar karlılık aralığı, uygulamanın en ekonomik şartlarla gerçek-leştirilmesini mutlak şart koşmaktadır. Tüm bu istemler ve ge-reklilikler, tek, münferit parça üretmeye alışmış olan, Kitle-Seri Üretim deyimini sadece bir kelime olarak bilen, fakat bu metodla

pek bağlantısı olmayan, bir de bunun kendi branşları için yapı-lamaz olduğu fikri sabiti içerisindeki yapısalçelik branşını günümüzde oldukça zorlamakta, sarsmakta, işleri zorlaştırmaktadır. Bu gerçektirki, Avrupadaki pek çok tanınmış yapısal çelik üretici-sinin sonu olmuştur. Aslında bu branş her gün yeni bir değişime, yeni bir şeylerin öğrenilmesine gebedir.

Tüm bu v.b.g. sınır şartlar yepyeni tekniklerin ve sistemlerin tasa-rımına nedendir. Yeni

Bir Yüzey-İşlem-Merkezi

Bu makaleye konu olan yeni tesis; Almanya’nın kuzey denizine yakın Ostfriesland bölgesindeki Leer kasabasında, "LMB” Şirke-tinde gerçekleştirilmiştir. Burada Rüzgar-Enerjisi üretim tesisleri için gerekli büyük parçalar: 30 tona kadar ağırlıktaki Rotorlar ve Statorlar v.b.g. parçalardır. Logaer Maschinenbau GmbH (LMB) Şirketi, 300 uzman personeli ve çok modern makine parkıyla, Rüzgar-Enerjisi üreteçlerinin çeşitli altsistem ve komponentlerinin önemli bir üreticisi, branşın pek çok tanınmış isim ve mar-kası sistem kurucularının alt sunucusu, taşeronu konumundadır.

Şirket, bu branştaki yoğun adet ve üst kalite talebine yanıt vere-bilmek için yeni bir Yüzey-İşlem-Merkezi kurma kararı vermiştir. Bu amaçla partner olarak, branşın tartışmasız önderi, inovatif li-deri olan SLF Şirketini ve haklı olarak onun teknik ve teknolojik sistemlerini tercih etmiştir.

SLF-Tesis-Tekniği ile yeni kurulacak Yüzey-İşlem-Merkezi (YİM): içerisinde özel bir kaldırma düzeneğine sahip, yani yepyeni bir lojistik konseptine sahip iki adet boyama-kabinini, bir adet te etajer raf sistemli kurutma-kabinini ve bunlara ait zemin konveyör sistemini içermektedir.

Kurutma-Kabini; kaldırma düzenekleri plakalı bant teknikli ze-min konveyör sistemi ve her biri 30 ton yük çekerli 8 adet tampon / ara depolama sistemine sahip, raflı / etajerli (çok katlı) lojistik donanıma sahip özel bir kurutma-kabinidir. Bu yepyeni konseptli sistem, SLF mühendisliği ve LMB Şirketi uzmanlarının yoğun birlikteliği ile konsipe edilmiş ve üretilmiştir.

Mekanik üretim bölümünden gelen imal edilmiş büyük boyut-lu ve ağır parçalar, zeminde bulunan sıfır (0) kotundaki Plakalı Bantlı-Konveyör sistemi ile iki adet Boyama-Kabinlerine kadar getirilerek, içeriye sürülür. İçeriye sürülen parçalar, bir hidrolik düzenek yardımıyla 20mm kadar yukarıya doğru kaldırılarak, buradaki iki adet hidrolik silindir yardımıyla pozisyonlanır. Bu pozisyon ve düzenekler yardımıyla, büyük boyutlu ve ağır par-çalar, kolaylıkla ve rahat bir şekilde, alt ve üst tarafları da dahil boyanmaktadır.

Ağır yapısalçelik karkas iskelete sahip, kaset inşa tarzında yapılmış olan kombi boyama kabinleri, en güncel teknik seviye olan (state-of-the-art) yüzeysel gaz brülörleri (direct heating) ve ısı geri kazanım sistemine sahiptir.

Kombi-Boyama-Kabinleri; patenti SLF’e ait olan "Kaçak Boya Ko-lektörlü - Çarpma-Ayrıştırıcı” ve bunun ardı sıra konuşlanmış filt-re kasetleri ile donatılmıştır. Bu şekildeki SLF yapı tarzı, alışılagel-miş (ızgaralar ve altındaki paintstop filtre kilimi) klasik tekniğine karşılık, çok uzun bir bakım/bakım-onarım aralığı ve %60 – 80 mertebesinde de enerjiden tasarruf olanağı sağlamaktadır. Bakım: bakım-onarım, şimdiye kadar hayal bile edilemeyecek kadar kısa bir sürede gerçekleştirilir. Çarpma seperatörlerinin/- ayrıştırıcılarının temizlenmesi; bölgesel olarak, çalışma sırasın-da ve ona paralel gerçekleştirilebilir. Böylelikle, alışılagelmiş-/ klasik-kabinlerde, kaçınılamayan, tüm kabinin boş ve de sistemin tamamen kapalı, yani uzun bir süre ile devre dışı kalmasına neden olan (bu nedenle de genellikle hafta sonu yapılan, pek çok kez de ihmal edilen) temizlik işlemi, SLF-Tekniğine sahip Boyama-Kabinlerinde artık geçmişte kalmıştır.

İşlenmiş, boyanmış olan büyük boyutlu ve ağır kompotentler, plaka bantlı konveyör sistemi yardımıyla tamamen otomatik olarak Raflı-Kurutma-Kabinine sürülmekte, nakil sırasında geçen süre zarfında da flashoff işlemi gerçekleşmektedir. Boyanmış olan devasa parçalar, tam otomatik olarak konveyör sistemi-nin solunda ve sağında bulunan raflara konuşlandırılmaktadır. Kurutma-Kabini/-Bölgesi sekiz (8) adet çok büyük parçanın kuru-tulabilme kapasitesine sahip olmasına rağmen, sadece 12 x 17 [m] ve H=14 [m] boyutlarında bir yer işgal eder. SLF’in Kurutma Kürleme-Kabini; bu konsep sayesinde, klasik konuşlanma şekli-ne karşılık en az, >%35 oranında üretim alanı yerinden tasarruf sağlanmıştır. SLF tekniği sayesinde tasarruf sağlanan bu alan, şimdi üretim tarafından, daha verimli, daha faydalı şekilde imalat için kullanılmaktadır.

SLF’in Raflı-Kurutma-Kürleme-Kabini; parçalar kabinden ister "ilk giren, ilk çıkar” prensibine göre, isterse de "Kaos” prensibine göre sırasız alınsın, bu özelliği ile aynı zamanda bir ara depo, yani tam-pon bölge olarak ta kullanılabilmektedir.

Aslında klasik Kurutma-Kürleme kabinini tekniği için, parça bo-yutlarının büyüklüğü ve toplam parça kütlesi nedeniyle, hava-landırma ve ısıtma, bir enerji imha canavarı şekline dönüşen, çö-zümlenmesi gereken başlı başına bir sorunudur.

Kurutma-Kürleme-Kabinindeki havalandırma sisteminin bilinen klasik tek yönlü bir hava akımı ile gerçekleştirilmesi durumunda sıcaklık aniden kurutma sıcaklığından, 20°C mertebesine kadar düşecektir ve sistem olağanüstü sağırdır, bu ise kabul edilemez zaman uzaması ve enerji kaybı, yani ekonomik açıdan kabul edi-lemez bir durum demektir.

SLF tarafından gerçekleştirilen bu patentli yeni sistem ise, Geri Dönüşümlü-/Reversible-Havalandırma-Sistemi ile donatılmıştır. Bu teknikteki karşı tedbir ile, sistemdeki soğuk parçalar nedeniy-le oluşan sıcaklık düşüşü (Delta-T) sadece maksimum 3°C’dır.

Bu sistemin bir parçası olarak kabin tavanında iki adet vantilas-yon sistemi konuşlandırılmıştır. Vantilasyon sistemleri, zaman aralıkları ayarlanabilir, seçmeli olarak devreye girip, çıkar ve böylelikle hava akım yönü değişkendir.

Aynı zamanda emiş kanallarının damperleri açılıp kapanabilir, otomatik kumandalıdır. Böylelikle kurutma mekanının sıcaklığı güvenilir şekilde sabit tutulur.

Proses havasının ısıtılması: yüksek miktardaki hava ile mükemmel yanma sağlayan (alevi mavi renkli) brülörlerin kullanıldığı, direkt ısıtmalı sistemdir. Brülör alevi, ortak havalandırma kanallarının yanma hücresi içerisinde doğrudan hava akımını ısıtır. Arada ör. plakalı eşanjör v.b.g. endirekt ısı transfer sistemlerinin ol-maması sayesinde, sistemin ısıtma verimlilik artırımı >%35 mertebesindedir. Bu ise, sistem ekonomikliği, yani daha düşük birim maliyet demektir.

Raflı-Kurutma-Sistemi; konstrüksiyonu gereği ve ortamdaki miktarı aşırı dalgalanan yüksek orandaki solvent nedeniyle, sistemde bir Gaz-İkaz-Sistemi ile donatılmıştır. Bu sistem, solvent konsantrasyonunun limit değerleri aşması durumunda, otomatik olarak brülörü devreden çıkarır. Brülör devrede olduğu müddetçe, kendi bölgesine, yani termo bloğa kontrollü olarak ulaşan solvent buharlarını da mavi alev prensibi ile yakmakta, dolayısıyla hem ekonomiklik artışına katkı sağlamakta, hem de zaten oldukça düşük olan, sistemin emisyon değerlerinin daha da düşürülmesinde oldukça büyük bir katkı sağlamaktadır.

Bu ve benzeri özellikler, gerçekleştirilen yeni SLF sistemini, rakip-leri arasında benzersiz ve rakipsiz kılmakta, müşteriye ise, uluslararası arenadaki rakiplerine karşılık branşında en ekonomik şekil-de, en düşük birim maliyet ile üretim yaparak rekabette avantaj-lı duruma geçebilmesine katkı sağlamaktadır.

Hem de bunu Almanya gibi sosyal giderlerin, ücretlerin ve mas-rafların maksimum olduğu bir ülkede sağlayarak, bir avantaja dönüştürebilmektedir.

Mekandan, yani yerden olağanüstü miktarda ve aynı şekilde enerjiden de tasarruf sağlayan, masrafları azaltan bu tesis tekniği konsepsiyonu ile LMB Şirketi geleceğe en iyi şekilde donanmıştır.