Dünya Demir Çelik Üretimi Sürdürülebilir Midir?

Dünya Demir Çelik Üretimi Sürdürülebilir Midir?


Özet

Bu çalışmada demir çelik üretiminin iklim değişimi üzerine etkisi incelendi. Yakın zamandaki demir çelik üretimindeki değişim ve gelişmeler değerlendirildi. Üretim yorgunu dünyamız peş peşe krizleri yaşarken, baş oyuncular öngörülemeyen bir hızla yer değiştiriyorlar. Uluslararası başarılar, yalnızca ön sıralarda olmakla değil, dünyanın giderek büyüyen çevresel sorunlarının önemini erken anlamak ve çözüm önerme cesaretine sahip olmakla mümkün olmalıdır.

 

Dünya çelik derneğinin verilerine göre, 2014 yılında dünya ham çelik üretimi 1 milyar 640 milyon tona ulaştı. Başta gelen çelik üreticisi ülkeler Çin, Japonya, ABD, Hindistan, Rusya, Güney Kore, Almanya, Türkiye, Brezilya ve Ukrayna’dır.

 

Türkiye’nin ham çelik üretimi, 2014 yılında 34 milyon tondur. Ülkemiz dünya sıralamasında 8’nci, Avrupa’da ve EU-27 içinde Almanya’nın peşinden 2’nci oldu. Türkiye’nin ham çelik üretimi, dünya üretiminin yüzde 2’sidir. Ülkemizin kişi başına çelik üretimi 303 kilogram, Avrupa’nın 294 kilogramdır. Hızlı ve kararlı büyüyen Türkiye ekonomisi dünyanın 16’ncı büyük ekonomisidir. Çelik üretiminin ağırlık merkezi, gelişmiş ülkelerden gelişen ve yükselen ekonomilere doğru kaydı. Genel olarak 2011 yılında çelik talebinin yüzde 72’si gelişen ve yükselen ekonomilerde oluştu. Çelik, düşük karbon dünyası için taşıma, ulaşım, inşaat, iskan ve elektrik üretiminde zaruridir. Devam eden küresel gelişmeyi desteklemek için çelik talebi 2050 yılına kadar ciddi miktarda artacaktır.

 

İnsanoğlunun iklim sistemine etkisi barizdir. Bu yerkürenin birçok bölgesinde bellidir. Bilimsel bulguların değerlendirmesi, atmosferin ve okyanusların ısındığını, kar ve buz miktarının azaldığını, küresel anlamda deniz düzeyinin yükseldiğini, sera gazı yoğunluğunun arttığını göstermiştir. 1950 yılından beri iklim sistemindeki ısınma şüphe götürmemektedir. Dünyada en çok enerji tüketen sanayilerden biri olan demir çelik sanayinin küresel ısınmaya etkisi büyüktür. Iklim değişimi konusuna olumlu bir katkı yapmayı önemsemek gerekir. Birçok ülkede karbondioksit (CO2) çıkışını azaltmak için yeni proje ve araştırmalar başlatılmış, tepe gazı geri dönüşümü, hidrojen indirgemesi ve biyokütle kullanımı gibi yeni demir yapım süreçleri önerilmiştir.

 

1. Giriş

Çelik; metalik demirin, karbon, manganez, silisyum, fosfor, kükürt ve birçok elementlerle bileşim, alaşım ve karışımı ile oluşan bir malzemedir [1]. Dünya metal üretiminin yaklaşık yüzde 95’i demir olup, demirin karbon ile yaptığı alaşımlar en yaygın kullanılan mühendislik malzemelerini oluşturmaktadır. Bunun başlıca nedeni, demirin kristal yapısının sıcaklığa bağlı olarak değişen (allotropik) bir metal olması ve demir-karbon alaşımlarına ısıl işlemler ve/veya alaşımlama yoluyla çok farklı özellikler kazandırılabilmesidir [2].

 

Çelik, düşük karbon dünyası için taşıma, ulaşım, inşaat, iskan ve elektrik üretiminde zaruridir.

 

İklim bilimcilerin yüzde 97’si ve dünya çapındaki bilimsel kuruluşların çoğu, geçen yüzyıldan itibaren insan faaliyetleri kaynaklı iklimsel ısınma artışı ve eğilimleri konusunda aynı görüşü paylaşmaktadır [3]. İklim değişikliğinin ekosistemlere olan etkisi nedeniyle her canlı yaşamı olumsuz etkilenme riski taşımaktadır. İnsanlık, varoluşunu tehdit eden ve dünya tarihinin en önemli sorununa çözüm aramalıdır.

 

2. Dünyada Demir Çelik

20. yüzyılın başında 28 milyon ton olan dünya demir çelik tüketimi yüzyılın sonunda 780 milyon ton oldu. 2014 yılında dünya ham çelik üretimi 1 milyar 640 milyon tona ulaştı. Dünyanın ilk 10 demir çelik üreticisi ülkeler; Çin (823 milyon ton), Japonya (111 milyon ton ), ABD (88 milyon ton), Hindistan (87 milyon ton), Rusya (71 milyon ton), Güney Kore (72 milyon ton), Almanya (43 milyon ton), Türkiye (34 milyon ton), Brezilya (34 milyon ton) ve Ukrayna (27 milyon ton)’dır. İlk 10 ülke, dünya üretiminin yüzde 85’ini üretmiştir [4] .

 

2014 yılında dünya ham çelik üretiminin yüzde 50’si Çin’de, yüzde 7’si Japonya’da, yüzde 5’i Amerika’da, yüzde 5’i Hindistan’da üretilmiştir. Dünyada üretilen çeliğin yarısı Çin’de üretilmektedir. Demir çelik üretimiyle birlikte dünya üretimi de coğrafya değiştirmiştir. XIX. yüzyılın başında, dünya nüfusunun az çok yüzde 3’ü kentlileşmişti, önümüzdeki beş yıl içinde insanlığın yarıdan fazlası kentlere yığılacak. 1950’de 1 milyon nüfuslu bir kent olan İstanbul, günümüzde 10 milyonu aşmıştır [5].

 

3. Dünya Döküm Sanayi

Modern Casting dergisi tarafından 2014 yılında gerçekleştirilen Dünya Döküm Sanayi 47. sayım sonuçlarına göre; 2013 yılında dünyada bir önceki yıla göre yüzde 3,4 artışla103 milyon ton döküm üretimi gerçekleştirilmiştir. Dünyada mevcut 34.720 dökümhanede üretilen dökümün parasal karşılığı yaklaşık 200 milyar dolar ve döküm sektöründe istihdam edilen kişi sayısı yaklaşık 2 milyon civarındadır [6].

 

Son iki yılda sayım için verilerini gönderen 31 ülkeden 18’i, 2013 yılında üretimlerinin düştüğünü bildirdi. Polonya döküm üretiminde yüzde 18 artış yaptı. Pakistan’ın üretimi ise yüzde 23 azaldı. Dünya döküm üretiminde ilk 10 ülke arasında yer alan Brezilya yüzde 6,9 üretim artışıyla en yüksek artışı gerçekleştirdi.

 

Dünya döküm üretiminde ilk on sıradaki ülkeler; Çin (44,5 milyon ton), ABD (12,3 milyon ton), Hindistan (9,8 milyon ton), Japonya (5,5 milyon ton), Almanya (5,2 milyon ton), Rusya (4,1 milyon ton), Brezilya (3 milyon ton), G. Kore (2,5 milyon ton), İtalya (1,97 milyon ton ) ve Fransa (1,7 milyon ton)’dur. 2013 yılında Çin ve ABD, dünya döküm üretiminin yüzde 55’ini, ilk 10 döküm üreticisi ülke de yüzde 88’ini gerçekleştirmiştir. Dünya döküm üretiminin yüzde 46’sı pik döküm, dörtte biri sfero döküm, yüzde 11’i çelik döküm, yüzde 18’i demir dışı dökümlerden oluşmaktadır.

 

2013 yılında, Türkiye, 1.057 dökümhanesiyle dünyada 8. sıradadır. 1 milyon 543 bin tonluk döküm üretimi ve yaklaşık 4 milyar dolarlık katma değeriyle Avrupa’da 4. ve dünyada 13. Sırada yer almıştır. Türkiye döküm üretiminin yüzde 39’u pik döküm, yüzde 32’si sfero döküm, yüzde 9’u çelik döküm, yüzde 17’si alüminyum döküm yüzde 3‘ü de diğer demir dışı dökümlerden oluşmuştur. Bu sektörümüzde 20.000 kişi çalışmaktadır.

4. Dünyada Paslanmaz Çelik Üretimi

1950’li yılların başında 1 milyon ton civarında olan dünya paslanmaz çelik üretimi, 20. yüzyılın sonunda 20 milyon ton oldu. Uluslararası Paslanmaz Çelik Forumu’nun verilerine göre 2014 yılında dünya paslanmaz ham çelik üretimi bir önceki yıla göre yüzde 8 oranında artarak 40 milyon 685 bin ton oldu. Dünya paslanmaz ve ısıya dayanıklı ham çelik üretiminin yüzde 52’si Çin’de üretildi [7].

 

 

5. Türkiye’de Demir Çelik

Bugün Türkiye’de birisi Orta Karadeniz; Karabük ve Ereğli’nin bulunduğu yer, ikincisi Akdeniz; İskenderun ve Ekinciler’in bulunduğu yer, üçüncüsü Marmara Çolakoğlu’nun ve ark ocaklarının bulunduğu yer; dördüncüsü Aliağa İzmir; orası da ark ocaklarının bulunduğu yer olmak üzere dört tane demir-çelik ağır sanayi merkezi vardır. Demir çelik üretimi ülkemiz için stratejik sektördür [8]. Toplam yıllık çelik üretim kapasitesi 50 milyon tona ulaşan Türkiye, 2014 yılında 34 milyon tonluk ham çelik üretimiyle Avrupa’nın 2. ve dünyanın 8. büyük demir çelik üreticisi olmuştur. [9]

 

Türkiye dünyada krom cevheri üretiminde ilk 8 ülke içindedir. Krom cevherimiz yüksek kalitelidir. Yalnızca krom üreten Türkiye ve Arnavutluk’un paslanmaz çelik tesisi yoktur. Küba’da ihracat yapabilen 150.000 ton kapasiteli bir paslanmaz çelik tesisi bulunmaktadır. Ülkemiz demir ve çelik üretiminde birikim ve deneyim sahibidir. Türkiye için paslanmaz çelik üretimi kritik bir teknolojidir.

 

6. Dünya Motorlu Araç Üretimi [10]

LMC verilerine göre 2013 yılı dünya toplam motorlu araç üretimi 2012 yılına göre yüzde 2 oranında artarak 86,7 milyon adet oldu. Çin 21,3 milyon adetle ilk sırada, daha sonra 11 milyon adetle ABD, 9,5 milyon adetle Japonya gelmektedir. 2013 yılında Türkiye 1 milyon 126 bin adetlik üretimle dünya sıralamasında 15. sırada yer almıştır. 1999 yılında dünya motorlu araç üretiminden yüzde 0,53 pay alan Türkiye’nin 2013 yılındaki payı 1,29’a yükselmiştir. Küresel gelişmelerle ilgili gelecek değerlendirmeleri dikkate alındığında gelecekte üretimin Güney Doğu Asya ile Brezilya, Çin, Hindistan ve Rusya’dan oluşan BRIC ülkelerinde yoğunlaşacağı bilinmektedir. Son 5 yıldır bu bölgelerde üretim ve talep artışı gözlenmektedir. Buna karşılık ABD, AB, Japonya ve G. Kore’den oluşan pazarlarda gelişmenin daha yatay seyredeceği beklenmektedir.

 

Gelişmemiş toplumların ortak bir bilgisizlikleri var. Evrensel teknolojik gelişmenin evrensel bir ağ bağlantısı olduğunu, birbirlerinden ayrılması olanağı olmayan öğelerden oluştuğunu henüz öğrenemediler. Otomobile sahip olan, onun arkasındaki bilimsel, teknolojik, ekonomik bileşenleri bilmiyor. Satanlar ve onların sözcüsü olan politikacılar bu ilişkileri onlara anlatmıyor. Otomobil kullananın, üniversitedeki fizik dersinden, enerjiden, enerjinin geleceğinden haberi yok. Ama uyandırılması gerek, çünkü her üretim sürecinin arkasında geleceğinizi tehlikeye sokabilecek bazı sorunlar var. Kaldı ki size de bırakılmış bir seçim de söz konusu değil [11].

 

7. Dünya Nüfusu

Dünyanın nüfuslanma süreci, insanın yerleşik hayata geçtiği Neolitik Dönem’le başlar. Daha sonraki dönemlerde insanın meydana getirdiği teknolojik gelişmeler sayesinde hem insanın ortalama ömrü uzamış, hem de nüfus artışı hızlanmıştır. Günümüzden 10-12 bin yıl önce 80 milyon civarında olan dünya nüfusu 1650’lerde 500 milyona ulaşmıştır. Son 350 yılda ise, 500 milyondan 6 milyara yükselmiştir. Günümüzde dünya nüfusunun ortalama artış hızı yüzde 1,7 ‘dir.

 

Birleşmiş Milletler (BM) Nüfus Fonu verilerine göre, 31 Ekim 2011 tarihinde dünya nüfusu 7 milyar kişiye ulaştı. Türkiye 18. sıradaki en kalabalık nüfusla 75 milyona ulaştı. Dünyanın 2050’lerde 10 milyara yaklaşacağı beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde halen nüfusun çoğunluğu kırsalda yaşamaktadır. Gelişmişlerde ise kentlerde yoğunlaşan bir nüfus sorunu yaşanmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 50’si günümüzde kentlerde yaşarken, önümüzdeki dönemde iklim değişikliğindeki hızlanma ve kaynakların tükenmesi ile kentlere göç hızlanacak. Bu da beraberinde toprak üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır [12].

 

Türkiye yaş ortalaması, şimdilik 30 yaş ki, dünya için çok kıymetli bir yaş ortalamasıdır. Türkiye’de beklenenin aksine nüfus artışının binde 12,1 oranı ile azalma eğilimine girmiş olduğu görülüyor. Büyük kentlere olan göç oranının azaldığı, ancak nüfusun üçte birinden fazlasının yani yaklaşık 27 milyonun 5 büyük kentte yaşadığı görülüyor. Alt yapı yetersizliği ve dengesiz gelişen büyük kentlerde yaşanan sosyal sorunlardan çok, çevre üzerindeki olumsuz etkilerin tarım ve iklim bilimcilerince dikkatle izlenmesi gerekiyor. Dünya gelirlerinin önemli bir kısmını elinde tutan ülkeler dünya gıda hâkimiyeti ve enerji güvenliği konusunda dünden daha şahin davranarak diğer ülkeler üzerinde egemenliklerini arttırmaktadırlar. Dünyada özellikle de Asya ve Afrika’da üretim ile tüketim arasındaki fark hızla azalmakta ve yoksul ülkelerin gıda yönünden dışa bağımlılıkları artmaktadır. Orta Doğu ülkelerinin tamamı (İran hariç) gıda temini yönünden dışa bağımlı durumdadır (Ortaş 2013).

 

Nüfusu hızla büyüyen dünyanın özellikle de gelişmekte olan ülkelerinde 2030 yılından itibaren nüfus artışı ve kaynak yetersizliğiyle ilgili farklı konulara çözüm arayışları daha da hızlanacaktır. BM’nin verilerine göre, 2050 yılında dünya nüfusu 10 milyar kişi olacak. Bu artışın gıda güvenliği, su ve diğer doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından büyük tehdit oluşturması öngörülüyor. Bu nüfusun önemli kısmının şehirlerde yaşayacak olması da şehirler üzerinde, dolaylı olarak da tarım toprakları ve doğa üzerinde büyük bir baskı oluşturacaktır. İklim değişikliğinin sonucunda, etkileri daha da artarak hissedilen hızlı ve ani yağışların sellere dönüşmesi, kuraklık, sıcak hava dalgaları ve deniz suyu seviyesindeki yükselmeler, nüfus artışı ile birlikte önümüzdeki yıllarda insanoğlu için daha ciddi barınma ve beslenme sorunlarını beraberinde getirecek. Yaşanabilir, sağlıklı, iklim değişikliğinin etkilerine dayanıklı şehirlerin ve yerleşim yerlerinin kurulması günümüzün en öncelikli konusu olacak.

 

Mevcut tahminlere göre 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde 80-85’i yine az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayacak. Eğer dengeli bir gelir dağılımı hedefi ile düşük karbonlu kalkınma modeline geçiş sağlanmaz ise dünya kaynaklarının hızla artan dünya nüfusunu kaldırabilmesi mümkün olmayacak. Bunun en önemli sebebi, özellikle Çin ve Hindistan olmak üzere, benzeri ülkelerde yükselen orta sınıf tüketiminin artması, doğal kaynakların beklenenden çok daha hızlı ve erken tüketilmesi olacak. Bu durum özellikle de şehirlerin bir an önce gerekli tedbirleri almasını ve eyleme geçmesini gerektiriyor. Hızla gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’nin şehirleri de bu değişimin bir parçası olmak ve acilen önlem almak durumunda. Orta Doğu bölgesi bu doğal etkilerden en fazla etkilenecek bölgelerin başında geliyor. Bölge bugün doğal enerji kaynakları nedeniyle tüketimini satın alarak gideriyor ancak eğitim, bilgi ve teknolojik dönüşümden yoksun olduğu her halinden belli oluyor. Çin, Hindistan gibi nüfusu milyarın üzerindeki ülkeler için gelecek çok daha düşündürücü. Bütün bu nüfus artışının anlamı, her şeyden önce daha fazla gıda talebi, daha fazla yerleşim yeri daha fazla enerji gereksinimi demektir. Artan talepler beraberinde doğa ve çevre üzerinde ciddi bir etki yapacaktır. Kentlerin büyümesi, tarım alanlarının amaç dışı kullanımı, artan su eksikliği bunu takiben çölleşme ve verimsizlik kaçınılmaz olacaktır.

 

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun iklim değişikliği ve dünya nüfusuna ilişkin açıkladığı verilere göre, iklim değişikliği günümüzde tüm dünya nüfusunu ilgilendiren en önemli sorunu oluşturmaktadır. İklim değişikliği sadece iklimlerde gözle görülen değişiklikler değil, dünyanın ekolojik sisteminin, başta toprak yapısının hızla bozulması, doğal kaynakların tükenmesi, bazı canlı türleri evrimleşirken bazı türlerin tamamen yok olmasına neden olacağı kaçınılmaz durum anlamına gelmektedir. Türkiye iklim değişimleri ve topraklarının erozyona uğrama potansiyeli bakımından en sorunlu coğrafyada bulunmakta olup önlem alınmaması durumunda önümüzdeki yıllarda ciddi sorunlar yaşayacağı kaçınılmaz olacaktır.

 

8. İklim Değişikliği

Tokyo’da 31 Mart 2014 tarihinde 38. kez toplanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) ardından küresel ısınmanın nedenleri, etkileri ve çözümler konusunda yeni bir rapor yayınlandı. Dünyada konuyla ilgili yayınlanan en kapsamlı araştırma olan bu rapora göre iklim değişikliği şimdiye kadar doğal sistemler üzerinde etkili oldu. Bundan sonra insanlar üzerinde de kriz etkisi görülecek. Raporda, "Artan sıcaklıklar sağlığımızı, evlerimizi, gıdamızı ve güvenliğimizi tehdit ediyor” denildi. Kesin olarak biliyoruz ki iklim değişikliği dünyayı etkiliyor ve bunun temel nedeni de atmosfere saldığımız sera gazlarıdır. Karbondioksit (CO2), metan (CH4), ve diazotmonoksit (N2O) gazlarının atmosferik birikimleri en az 650.000 yıllık dönemde hiç olmadığı kadar yüksek bir düzeye ulaştı. CO2 birikimleri, temel olarak fosil yakıt yanması ve ikincil olarak net arazi kullanımı değişikliğinden kaynaklanan salımlar nedeniyle, sanayi öncesi döneme göre arttı. Okyanuslar atmosfere salınan insan kaynaklı karbondioksitin yaklaşık yüzde 30’unu emerek asitlendi.

 

IPCC Başkanı Rejandra Pachauri Yokohoma’da düzenlediği basın toplantısında "Bu gezegendeki hiç kimse iklim değişikliğinin etkilerinden muaf olmayacak” dedi. Dünya Meteoroloji Örgütü Başkanı Michel Jarraud daha önce insanların dünyanın iklimine bilgisizlik nedeniyle zarar vermiş olabileceklerini vurguladı ve "Artık bilmiyordum demek iyi bir bahane değil” diye konuştu. IPCC, dünyanın dört bir yanını etkileyecek doğal afetlerle ilgili bir liste hazırlıyor. Listede kentlerin sular altında kalacağı, çiftliklerin aşırı sıcak ve kuraktan ürün veremez hale geleceği, altyapıların aşırı hava koşullarından çökeceği, balık kaynaklarının tükeneceği, sıcak dalgalarının can alacağı, denize kıyısı olan yerleşim alanlarının sular altında kalacağı, yeraltı sularının kuruyacağı yer alıyor.

 

9. Hızlı İklim Değişikliğinin Kanıtları

Isınan okyanuslar: Artan ısının çoğu okyanusların en üst 700 metresinde tutulmaktadır. Bu da 1969’dan beri okyanusların 0,302°F ısınmasına neden olmuştur.

 

Fevkalade olaylar: 1950’den beri ABD’de sıcaklıkların en soğuk olduğu günler azalmakta, en sıcak günler artmaktadır. Yoğun yağışlı günlerin sayısının arttığına şahit olunmaktadır.

 

Okyanuslarda asitlenme: Sanayi devriminden beri okyanus suyunun asitliği yüzde 30 arttı. Bu yükselme insanların neden olduğu çok miktarda karbondioksit çıkışından kaynaklanmaktadır. Her yıl okyanusların üst katmanında tutulan karbondioksit bir milyar tonu aşmaktadır.

 

10. İklim değişikliğine karşı alınan önlemler [15]

İnsanların iklim değişikliğini nasıl karşıladığını araştıran Warner, Van Der Geest ve ekibi, Asya, Afrika ve Mikronezya’da 9 ülkeyi ziyaret etti. Buralarda 3269 aile ile görüştü ve aldıkları önlemlerle ilgili bilgi aldı. Van Der Geest, izlenimlerini şöyle aktarıyor: "Buralarda çeşitli iklim değişikliklerine maruz kalmış insanlarla görüştük. Bu insanlar kendi yaşam alanlarını korumak için çok şey yapmış. Riskleri minimize etmek için yalnızca bugünkü yaşam tarzlarını değiştirmekle kalmamışlar, geleneksel yaşam tarzlarını zor da olsa terk etmişler. Eğer Afrika’da bir çiftçinin iki hektar tarlası varsa, her hektara değişik tohumlar ekerek kuraklıkta tüm ürünlerin yok olma riskini azaltabiliyor. Benzer şekilde Bangladeş’te çiftçiler deniz sularının yükselme tehlikesine karşı tuza dirençli pirinç ekimi yapıyor.

 

Butan’da çiftçiler muson yağmurlarındaki ani değişiklikten etkilenmemek için yeni yağmur rejimine ayak uyduracak yöntemler geliştirdiler. Bazı çiftçiler komşularıyla işbirliği yaparak suyun paylaşımında yepyeni bir düzen oluşturdular. Mozambik’te ise şiddetli sellerden sonra hükümet çiftçileri daha yüksek bölgelere taşıdı. Ancak bu bölgelerdeki toprak, tarıma elverişli olmadığı için halk dağlarda yaşamaya devam etmekle birlikte, ovalarda ekim yapmaya devam etti. Şu anda ova ile dağ arasında sürekli olarak mekik dokuyorlar. Geceleri güvenli bölgelerde bulundukları için yaşamları risk altında bulunmasa da sel durumunda tüm ekinlerini kaybetme riskiyle karşı karşıyalar. Afrika ülkelerinde pek çok insan doğal afet durumunda dış yardımlar sayesinde hayatta kalabiliyor. Bazıları da hayvanlarını ve diğer mallarını satıp yiyecek satın alıyor. Siklonlar gibi aşırı doğa olayları ise hayatlarını zar zor sürdüren insanların tümüyle yer değiştirmesine yol açabiliyor. Van Der Geest, görüştükleri kişilerin yüzde 70’inin önlem almalarına karşın büyük kayıplar verdiğini belirtiyor. Bu da yüzde 30’u kadarının ya felaketlerden etkilenmediğini ya da buldukları çözümlerin daha başarılı olduğu anlamına geliyor.

 

11. Türkiye Anayasasında Çevre ve Çok Taraflı Sözleşmeler

Anayasa`nın 56. Maddesi, Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması: Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek

elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir [16].

 

Anayasanın 90/5. maddesinde "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır. Bunun yanında Türkiye 18.05.1954 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamış olup bu tarihten itibaren adı geçen sözleşme iç hukukumuzun bir parçası olmuştur.

12. Sonuçlar

Dünyada demir çelik üreten ilk 7 ülke, dünyada en çok motorlu araç üreten ve döküm yapan ülkelerdir. Çelik, düşük karbon dünyası için taşıma, ulaşım, inşaat, iskan ve elektrik üretiminde zaruri olmakla birlikte; bu 7 ülke üretimlerinde en çok enerji kullanan, aynı zamanda en çok karbondioksit çıkışına neden olan; diğer bir değişle iklim değişikliğine önemli katkısı olan ülkelerdir. İklim değişiminin sonuçlarından ilk etkilenen ülkelerse, bu 7 ülkeden farklı ülkelerdir. Geçmişte çok demir çelik üreten bazı ülkeler iklim değişikliği riskini önceden öngörmüş, demir çelik üretimlerini düşürmüş veya bu sektörü terk etmişlerdir. Bu ülkeler demir çelik ihtiyaçlarını ithalatla karşılamayı sürdürmektedirler.

 

Sera gazlarının sürmekte olan salımları, daha fazla ısınmaya ve iklim sisteminin tüm bileşenlerinde değişikliklere neden olacaktır. İklim değişikliğinin sınırlandırılması, sera gazı salımlarının önemli miktarda ve sürekli azaltılmasını gerektirecektir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin üç rapordan oluşan 5. Değerlendirme Raporlarını koordine eden üç bilim insanından biri olan Mali’li Youba Sokona, ortaya çıkan raporlar için şu ifadeyi kullanıyor, "… biz haritayı hazırlıyoruz ama dümen onlarda… Yer yüzünün egemenleri; Davos’da toplanan klik, gücü elinde tutanlar gezegenin geleceğini bu raporlarda görüyor ve kaderini de ellerinde tutuyorlar. IPCC’nin art arda çıkan son raporları, iklim değişikliğinin bugün gerçekleşmekte olduğunu, başta tarımsal üretimin gerilemesi olmak üzere insani ve ekonomik yıkımın şu anda yaşanmakta olduğunu, kontrol altına alınamadığı takdirde olacaklara ve sonuçlara işaret ediyor [17]. IPCC, Sanayi Devrimi sonrası küresel sıcaklık artışlarının 4 dereceyi bulmasının kabul edilemeyecek boyutta riskler ve tehlikeler

taşıdığını belirtirken, artışları 2 derecede tutmak için ne yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. 3. raporda bugün hala dünya enerji ihtiyacını (%80’den fazla) sağlayan fosil yakıt rezervlerinin, kömür, petrol ve doğalgazın, önümüzdeki onyıllardan itibaren yeraltında kalmaları gerektiğine işaret ederken, 2050 yılına

kadar yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji tedariğinin 3 hatta 4 kat artması gerektiğini vurguluyor.

 

Çevre sorunlarının evrensel niteliği nedeniyle olumsuz sonuçlardan hiçbir kişi ya da devletin kaçamayacağı ve bu sorunlarda dereceleri farklı olmakla birlikte herkesin payı olması, sorunun çözümü için ulusal, bölgesel ve evrensel adımların birlikte atılmasını zorunlu kılmıştır [18]. Bunun somut anlamı, bütün devletler ve toplumlar için "ortak bir ilgi ve menfaat alanı oluşturan bu konuda herkese yükümlülükler getirilmesinin ve herkesin bunlara uymasının kaçınılmazlığıdır. Ortak bir soruna getirilecek ortak çözümler yine herkesin menfaatına olacaktır. Çevre korumayı amaçlayan çok taraflı sözleşmeler (kısaca ÇS) de, Birleşmiş Milletler düzeyinde ve bölgesel düzeylerde hazırlanmak suretiyle önemli sayıda ülkeyi ortak sorumluluğa kattığından bu özgünlüğü yansıtmaktadır.

 

İklim değişikliğinin ekosistemlere olan etkisi nedeniyle her canlı yaşamı olumsuz etkilenme riski taşımaktadır. İnsanlık varoluşunu tehdit eden ve dünya tarihinin en önemli sorununa çözüm aramalıdır.

 

Einstein, çılgınlığı, "Bir hareketi tekrar tekrar, her seferinde öncekilerden farklı sonuç almayı umarak, ısrarla yapmaya devam etmek” olarak tanımlamıştı. Günümüzde uygarlığı yönetmeye çalışanların akıl durumu bu tanıma çok uymuyor mu?

 

Kaynaklar

1) Selahaddin Şanbaşoğlu, Metalurji Yüksek Mühendisi, Standart Çeliklerin Uluslararası Eşdeğerleri, 1985, Sayfa 3.

2) Prof. Dr. H. Çimenoğlu, Prof. Dr. E. Geçkinli, Y. Müh. S. Yıldırım, Y. Müh. M. Baydoğan, TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası, Çelik ve Dökme Demirlerin Metalografisi ve Mekanik Muayenesi, 16-18.05.2001 Sayfa 1.1.

3) NASA : http://climate.nasa.gov/evidence/

4) Dünya Çelik Derneği, http://www.worldsteel.org

5) Server Tanilli, İnsanlığı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?, 2006, Sayfa 18.

6) Modern Casting /Aralık 2013, Dünya Döküm Sanayi 47. Sayımı

7) ISSF, Uluslararası Paslanmaz Çelik Forumu haber bülteni,04 Nisan 2008, www.wordstainless.org

8) Paydossuz Bir Yaşam, Selahaddin ŞANBAŞOĞLU, Türk Demir Çelik Sektörünün Dünü ve Bugünü, TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası, 1998, s.93.

9) Türkiye Çelik Üreticileri Derneği, www.dcud.org.tr

10) Otomotiv Sanayii Dermeği Otomotiv Sanayii 2013 Değerlendirme Raporu, sayfa 6-7

11) Doğan Kuban, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji (01.02.2014) " Çağa Uyumsuzluk Cehaletten mi,Tutuculuktan mı Temelleniyor?

12) Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Dünya Nüfus Artışı ve bunun Tarım ve iklim değişimleri üzerindeki etkileri, (01.02.2013) http:// blog.milliyet.com.tr/dunya-nufus-artisi-ve-bunun-tarim-veiklim- degisimleri-uzerindeki-etkileri/Blog/?BlogNo=400449

13) NASA: http://climate.nasa.gov/news/1050

14)http://www.nasa.gov/press/2014/march/long-termwarming-likely-to-be-significant-despite-recent-slowdown/#. U14nC1V_vCt

15) Reyhan Oksay, Kaynak New Scientist , 5 Nisan 2014

16) http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/anayasa.uc?p1=56

17) Baha Kuban, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji (25.04.2014)

Teknoloji-Politik: Dünya Egemenlerine Gerçeği Söylemek 18) Prof. Dr. Nükhet Yılmaz Turgut, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji (04.04.2014) " Çevreyi Koruyucu Çok Taraflı Uluslararası Sözleşmelerin Özgünlüğü Ülkemizde de Dikkate Alınmalıdır.”